14 Kasım 2018 Çarşamba

Dünya diyabet günü

Diyabet hakkında dikkat edilmesi gerekenler nelerdir?
Kaynak: http://www.diabetcemiyeti.org/c/2017-yili-dunya-diyabet-gunu
Diyabetli tüm kadınlar tedavi edilebilmek ve hastalıklarını daha iyi yönetebilmeyi öğrenmek için alacakları eğitimlere karşılanabilir ve eşit koşullarda erişim talep ediyor.
Gerçekler;
Günümüzde 199 milyon diyabetli kadın var ve bu sayının 2040 yılında 313 milyona yükselmesi bekleniyor.
Her beş diyabetli kadından ikisi doğurganlık yaşındadır ve bu kadınlar tüm dünyada 60 milyondan fazladır.
Diyabet dünyada kadınlar arasındaki dokuzuncu yaşam kaybı sebebidir; bu da yılda 2.1 milyon yaşam kaybına eşdeğerdir.
Tip 2 diyabetli kadınlar, diyabetli olmayanlara göre neredeyse 10 kat daha fazla koroner kalp rahatsızlığına yakalanma riskine sahiptirler.
Tip 1 diyabetli kadınlardaki düşük yapma ve anormal doğum riski giderek artmaktadır.
Ne yapılmalı;
Sağlık sistemleri, kadınların önceliklerine ve özel ihtiyaçlarına yeterli derecede önem göstermelidir.
Diyabetli bütün kadınlar ihtiyaçları olan diyabet ilaçlarına ve teknolojilerine, tıbbi bakım ile diyabetini yönetebilmesine yardımcı olacak eğitim ve bilgilere kolay ulaşabilmeliler.
Diyabetli kadınlar, gebelik sırasında oluşabilecek riskleri azaltmak adına gebelik öncesi ve süresince planlama hizmetlerine kolayca erişebilmelidirler.
Bütün kadın ve genç kızların insan sağlığı üzerinde olumlu etkileri kanıtlanmış fiziksel egzersiz faaliyetlerine kolay erişimi sağlanmalıdır.
Hamile kadınların, anne ve çocuğun sağlığı üzerinde olumlu etkileri olacağından daha fazla taramaya, bakıma ve eğitime ihtiyaçları vardır.
Gerçekler;
7 doğumdan 1’i gebelik diyabetinden etkilenmektedir.
IDF, 2015 yılında gerçekleşen canlı doğumların 20.9 milyonunun veya yüzde 16.2'sinin hamilelikte hiperglisemiden etkilendiğini tahmin ediyor. Gebeliğe bağlı şeker hastalığı öyküsü olan kadınlarda yaklaşık yarısı doğumdan beş ila on yıl sonra Tip 2 diyabet gelişebiliyor.
Gebelikte hiperglisemi yaşayan tüm kadınların yarısı 30 yaşın altındaki kadınlardır.
Gebelik hiperglisemisi vakalarının çoğu hamilelik süresi ve sonrasındaki bakım imkânlarının ve erişiminin sınırlı olduğu düşük ve orta gelir düzeyine sahip ülkelerde görülmektedir.
Ne yapılmalı;
Tip 2 diyabeti önleme stratejileri bebek ve erken çocukluk dönemi beslenmesine olduğu gibi anne sağlığı ve beslenmesi ile hamilelik öncesi ve süresindeki sağlıkla ilgili diğer tutum ve eğilimlere odaklanmalıdır.
Gebelik süresince yapılan doğum öncesi kontroller, kadınları sağlıklı olmaya teşvik etmeli ve gebeliğe bağlı diyabetin erken teşhisine yönelik olarak geliştirilmeli ve iyileştirilmelidir.
Gebeliğe bağlı diyabet taramaları, erken teşhisi sağlamak, kadınlara daha iyi bakım ile anne ölümlerinde azalma sağlamak amacıyla anne sağlığına yönelik olmalı ve genel sağlık hizmetleriyle birleştirilmelidir.
Sağlık çalışanları, gebelik sırasında diyabetin teşhisi, tedavisi, yönetimi ve takibi konusunda eğitilmelidir.
Kadınlar ve genç kızlar, gelecek nesillerin sağlığını ve refahını iyileştirmek amacıyla sağlıklı yaşam biçimlerinin benimsenmesinde rol alan önemli aracılardır.
Gerçekler;
Tip 2 diyabet vakalarının neredeyse yüzde 70'i sağlıklı bir yaşam tarzı benimsenerek önlenebilir.
Yetişkinler arasındaki erken ölümlerin yüzde 70'i büyük oranda gelişme (ergenlik) çağında edinilen olumsuz davranışlardan kaynaklanmaktadır.
Anneler, çocuklarının gelecekteki sağlık durumları üzerinde büyük etkiye sahiptir.
Araştırmalar gösteriyor ki; kadınlara gerekli güç ve yetki verilirse, bu gücü ve yetkiyi yiyecek, çocuk sağlığı ve beslenmesi ile eğitim konularının iyileştirilmesi ve geliştirilmesi için başarılı bir şekilde tahsis edip, kullanabiliyorlar.
Evde beslenme ve yaşam tarzı alışkanlıklarını çoğunlukla kadınlar belirler ve bu yüzden evin içinde ve dışında oluşabilecek hastalıkları önleme ve engelleme konusunda etkilidirler.
Ne yapılmalı;
Tip 2 diyabetin önlenmesine yönelik olarak kadınlar ve genç kızların bilgi ve eğitime ulaşmaları kolaylaştırılmalı ve buna bağlı olarak bilinç düzeyi arttırılmalıdır.
Diyabetin önlenmesi amacıyla özellikle gelişmekte olan ülkelerde gelişme (ergenlik) çağında olan genç kızların fiziksel egzersiz olanaklarının teşvik edilmesi bir öncelik olmalı.

12 Ekim 2018 Cuma

Dünyanın ruh sağlığı bozuluyor mu?

Sputnik'te yer alan habere göre;
Yapılan bir araştırmada dünyanın her ülkesinde ruh sağlığı bozukluklarında artış olduğu ve eğer toplu bir önlem alınmazsa bunun 2010 ile 2030 arasında küresel ekonomiye maliyetinin 16 trilyon doları bulabileceği açıklandı.
Psikiyatri, halk sağlığı ve nörobilim alanında 28 küresel uzman ile hastalar ve savunucu grupları tarafından hazırlanan Lancet Komisyonu raporunda, ruh sağlığı konusunda dünya çapında büyüyen krizin insanlar, toplumlar ve ekonomiler üzerinde kalıcı zararlara yol açabileceği vurgulandı.
Raporun başyazarı Harward Tıp Okulundan Profesör Vikram Patel, maliyetlerin bir kısmının doğrudan sağlık hizmetleri, ilaç ve terapilerinden oluşacağını belirterek, çoğunun ise üretkenlik kaybı, sosyal refah, eğitim ile yasa ve düzene harcama gibi dolaylı yollardan olacağını kaydetti.
'YETERİNCE YATIRIM YAPILMIYOR'
Patel, son 25 yılda ruh sağlığı rahatsızlıklarının toplumların gittikçe yaşlanması nedeniyle 'çarpıcı şekilde' arttığına işaret ederek, "Durum, aşırı derecede vahim ama hiçbir ülke bu konuda yeterince yatırım yapmıyor. İnsanlarda ruh sağlığı kadar başka hiçbir sağlık durumu ihmal edilmedi" diye konuştu.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından yapılan tahminlerde, dünya çapında yaklaşık 300 milyon insanın depresyon, 50 milyon insanın bunama yaşadığı, 23 milyon insanın şizofren ve 60 milyonun da bipolar bozukluğu rahatsızlığından etkilendiği kaydedildi.
Lancet raporunun bu hafta Londra’da ilk defa bakanlar düzeyinde gerçekleştirilecek olan ruh sağlığı zirvesi öncesi yayınlanması dikkati çekti.

7 Ekim 2018 Pazar

Bebeklerin gizemli dünyası

BBC Türkçe'ye göre;
Bebeklerin beyninin nasıl çalıştığını araştıran laboratuvarda elde edilen bulgular, otizm ve benzeri nörolojik sorunlara erken teşhis ve müdahale olanağı sağlayabilir.
Londra'daki Birkbeck Üniversitesi'nde bebekler üzerine araştırmalarıyla bilinen bir laboratuvardayız.
Her tarafı bağlantılarla dolu bir kep bebeklerin kafasına yerleştirilerek zihinsel gelişimleriyle ilgili bilgi toplanıyor.
Araştırmacılar, bu kepte uygulanan özel teknikle (yakın kızılötesi spektroskopi) herhangi bir yüze veya nesneye bakarken bebeklerin beyin hücrelerinde ne olup bittiğini anlamaya çalışıyor. Burada özellikle hücrede enerji kaynağı olan mitokondriadaki bir enzime bakılıyor.
Bebekler dünyayı nasıl algılıyor? Bilim insanları eskiden beri bu soruya cevap aramış. Örneğin Darwin, kendi çocuklarını gözlemleyerek notlar tutmuş, evrim teorisini geliştirmede onlardan da yararlanmıştı.
Ancak bebekler ne düşündüklerini ifade edemediği için, birçok yanlış fikirler de ortaya çıkmıştı. Örneğin 19. ve 20 yüzyılda, bebeklerin acı hissetmediğini bile iddia eden araştırmacılar olmuştu.
Beyin hücreleri inceleniyor
Oysa modern araştırmalar bebeklerin zeki, hassas ve dikkatli olduğunu gösteriyor. Doğumdan itibaren ilk birkaç yılda beyinde saniyede bir milyondan fazla sinir bağlantıları oluşuyor.
Laboratuvarda gözlem yapan çocuk gelişim uzmanı Natasha Kirkham, sinirbilim teknolojisindeki gelişmeler sayesinde bebeklerin ne düşündüğünü anlamamızı sağlayacak birçok araştırmanın bugün mümkün olduğunu söylüyor.
Beynin, kulağın hemen arkasına denk gelen ve üst temporal oluk adı verilen kısmının sosyal ilişkilerle ilgili olduğu biliniyor.
Yeni geliştirilen ve bebeklerin kafasına takılan kep ile uygulanan yakın kızılötesi spektroskopi yöntemi ile beyin hücresindeki mitokondria içindeki aktivite inceleniyor. Bu aktivite farklılığının otizm ile bağlantılı olabileceği düşünülüyor. Ancak bu tezin canlı bebekler üzerinde sınanması gerekiyor.
Daha fazlası için https://www.bbc.com/turkce/vert-fut-45629267 

25 Eylül 2018 Salı

Finlandiya eğitim sistemi nasıl dünyaya örnek oldu?

BBC Türkçe'nin haberine göre;
Finlandiya halkı, asfalt ile 1920'li yıllarda tanışmıştı. 19. yüzyılın başlarına kadar tek bildikleri yoksulluktu.
Aksine Brezilya'nın Sao Paulo şehrinde ilk asfalt yol 1909'da yapıldı. O dönem tarımsal ekonomiyle ayakta kalmaya çalışan Finlandiya, ilk asfalt otoyolunu açmak için 1963 yılını bekleyecekti.
Ancak bu iki ülke, yıllar içinde bambaşka noktalara evrildi.
Finlandiya eğitim sistemi ve sosyal politikalarını dönüştürerek dünyanın en ünlü ve saygın eğitim sistemini oluşturdu.
Brezilya ise birçok Latin Amerika ülkesi gibi yoksul ve zengin ailelerin çocukları için eşit eğitim fırsatları yaratmayı halen başaramadı.
Finlandiya mucizesi
Bu mucizevi dönüşüm Finlandiya'da 1970'li yıllarda başladı ve yenilikçi reformlar sayesinde değişim ruhu güç kazandı.
Ülke, 30 yıl içinde vasat bir eğitim sistemini küresel eğitim sıralamalarının tepesinden inmeyen bir "yetenek kuluçka makinasına" çevirdi. Böylece sofistike bir sanayi ekonomisi yarattı.
Peki nasıl?
Özetlersek, dünya ne yapıyorsa tam tersini yaparak.
Finlandiya işin mutfağından başlayarak hem ders saatlerini kısalttı, hem de sınav ve ödev sayısını azalttı.
Uluslararası eğitim uzmanları, bu anlayışın gizli formülünü inceliyor.
Finlandiya ise, sırrını şöyle açıklıyor: Kaliteli kamu eğitimi, sadece eğitim politikalarının değil aynı zamanda sosyal politikaların bir sonucudur.
1990'lu yıllarda 'Finlandiya Dersleri" kitabında bu reformların yaratıcılarından eğitimci Pasi Sahlberg, şu ifadeleri kullanmıştı:
"Yüksek sosyal refah düzeyi, çocuklar için eşit fırsatlar, aynı zamanda bedava ve kaliteli öğrenmeyi garantilemekte kritik bir rol oynuyor."

Eşit fırsatlar

Başkent Helsinki'nin en önemli ortaokullarından Viikki'yi örnek verelim.
Finlandiya'nın tüm okullarında olduğu gibi, burada bir iş adamının çocuğu ile bir işçinin çocuğunu yan yana görebilirsiniz. Hiçbir şekilde onlardan okul ücreti ya da harç alınmıyor.
Okulun geniş kafeteryasında her gün cömert miktarda sağlıklı gıda veriliyor ve buradaki 940 öğrencinin tamamına ücretsiz sağlık hizmetleri ve diş tedavisi sunuluyor.

22 Eylül 2018 Cumartesi

Sivas Kangalının ünü İtalya'ya ulaştı

BBC Türkçe'den Övgü Pınar'ın haberine göre İtalya'nın Toskana bölgesindeki kurt saldırıları sonrası anavatanı Türkiye olan Sivas Kangal köpeklerinin kullanılması çağrıları yapıldı.
Son olarak önceki gece Siena kenti yakınlarındaki bir çiftlikte 70 koyunun kurt saldırısı sonucu ölmesi üzerine Toskana Bölge Meclisi üyesi Roberto Salvini, daha önce de dile getirdiği kangal köpekli çözüm önerisini yineledi.

'HARİKA BİR ÖNLEM OLAN SİVAS KANGAL ÖNERİMİZ DİKKATE ALINMADI'

Aşırı sağcı Lig Partisi'nden bölge meclisi üyesi olan Salvini, "Kurtlara karşı tel örgü yöntemi işe yaramadı. Sürülerin kontrol ve korunması için alınan köpekler de yırtıcı hayvanları görür görmez kaçıyor. Sürekli tekrarlanan bu olaylarla baş etmek için harika bir önlem olan Sivas Kangal köpeklerinin alımını önermiştik ama bu önerimiz dikkate alınmadı" dedi.

Salvini, geçen temmuz ayında yaptığı bir açıklamada Toskana'da kurtların çoğalmasıyla ilgili bir araştırma yaptığını ve bu araştırma sonucunda en iyi tedbirin Sivas Kangallar olduğunu belirlediğini söylemişti.

Bölge Meclis Üyesi, "Kangal köpekleri, sürüleri yırtıcılardan koruma kapasitesine sahiptir. Türkiye kökenli bu köpek ırkı, büyük bir fiziksel güce sahiptir ve 80 kilonun üzerindeki ağırlığıyla kurt ve kurt melezlerine kafa tutarak onları alt edebilir" demişti.
İTALYA'DA KURTLARIN ÖLDÜRÜLMESİNE İZİN VERİLMİYOR
İtalya'da kurtların koruma altında olması nedeniyle öldürülmelerine izin verilmiyor. Bazı bölgeler son yıllarda kurt sayılarının artması ve sürülere zarar vermeleri nedeniyle kurtları öldürme planı açıklamış ancak bu plan Çevre Bakanı'nın engellemesiyle karşılaşmıştı. Geçen yıl da ülkedeki kurtların yüzde 5'inin öldürülmesi planlanmış, ancak bu plan da hayvan hakları savunucularının tepkisi üzerine rafa kaldırılmıştı.
İtalya'da kurt nüfusunun çok azalarak 1960'larda 100'e inmesi üzerine 1971'de kurtlar koruma altına alınmıştı ve avlanmaları yasaklanmıştı. Bu tedbirler sayesinde ülkedeki kurt sayısının artarak bugün yaklaşık 1600'e ulaştığı belirtiliyor.

21 Eylül 2018 Cuma

Türkiye OECD sıralamasında nerede?

BBC nin haberine göre;
Türkiye'de 2018-2019 eğitim-öğretim yılının ilk ders zili bugün çaldı. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) verilerine göre 17 milyondan fazla öğrenci, 75 binden fazla öğretmen okul koridorlarında.
Temmuz ayında göreve gelen Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, yeni eğitim dönemi için sınavla yerleştirme sistemi ve mesleki eğitimden öğretmenlerin eğitimine birçok alanda değişiklikler hedeflediğini söyledi.
TRT Haber'e yaptığı açıklamada 3 yıllık eğitim vizyon belgesini 15 Ekim'de açıklayacağını söyleyen Selçuk, "Dünya nerede biz neredeyiz, bunu inşa etmemiz lazım" ifadelerini kullandı.
Peki Türkiye, eğitimde OECD ülkeleriyle karşılaştırıldığında hangi noktada?
Liseden önce okulu bırakanların oranı %44
Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü OECD'nin yıllık olarak yayımladığı "Bir Bakışta Eğitim" raporuna göre, Türkiye'de 2017 yılında 25-34 yaş aralığında olup lise eğitim düzeyinin altında kalanların oranı yüzde 44 idi. Bu oran, yüzde 15 olan OECD ortalamasının yaklaşık 3 katı.
Aynı yıl 35 OECD ülkesinin sıralandığı rapordaki bu rakamlarla Türkiye, Meksika'dan sonra en üst sıralarda yer aldı.
25-34 yaş aralığında olup lise eğitimi almamış olanların oranı örneğin başkent Ankara'da yüzde 33 iken, Van, Muş, Bitlis ve Hakkari gibi kentlerde yüzde 70 düzeyinde.

Lise düzeyinin altındaki kadınların oranı erkeklerden fazla

Avrupa İstatistik Ofisi'nin (Eurostat) güncel verileri, Avrupa ülkelerinin pek çoğuna paralel olarak Türkiye'de eğitimden erken ayrılmaların oranının hızla düştüğünü gösteriyor.
Ancak birçok OECD ülkesinde erkeklerin eğitim düzeyi kadınlardan daha düşükken, Türkiye'de aksine kadınlar erkeklere göre dezavantajlı konumda.
Türkiye'de 2017 yılında, eğitimden erken ayrılma oranı kadınlarda yüzde 34 iken, erkeklerde bu oran yüzde 31 olarak kayda geçti.
Yazının devamı için
https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-45547955


Bu Hafta En Çok Okunanlar